2 Temmuz 2014 Çarşamba

Ailedeki Konuma Göre Çocukların Ruh Hali

Alfred Adler İnsanı tanıma sanatı adlı kitabında “Çocuğun ruh halinin izlenmesi ‘İnsanı tanıma sanatının’ belkemiğidir.” der.  Çünkü ona göre insanın çocukluğundaki sosyal ilişkilerinden yola çıkılarak ilerideki hayatıyla alakalı birçok şeyi önceden tahmin etmek mümkündür.
İnsan erken çocukluk döneminde aldığı terbiyeyi, eğitimi, ahlakı ve bilgiyi ömrünün her noktasına uygular ve sosyal ilişkilerinde dahi bunları kullanır. Bu bakımdan çocuğun ailedeki sosyal konumu, diğer aile bireylerinden aldığı tepkiler, ileriki hayatını büyük oranda etkilemektedir. Bu noktada çocuğun gelişimini en çok etkileyen kişilerin (anne-baba) çocuğa karşı davranışları iki kat önem arz etmektedir. Anne babaların çocuklarına karşı davranışlarını etkileyen en büyük unsur ise kardeşlerdir.
Bu konuda araştırma yapan Adler, kişinin aile içerisindeki konumuna ve kardeşler arası ilişkiye önem vermiş ve bu alanda en kapsamlı açıklama yapan kişi olmuştur. Çocukların en büyük, ortanca, en küçük ve tek çocuk olarak farklı kişilik eğilimleri geliştirdiklerini iddia etmiştir.
Tek çocuk
Çoğu ebeveyn çocuğu en iyi şartlarda yetiştirmek, en iyi eğitimi vermek ve çocuğa daha çok sevgi vermek gibi sebeplerle tek çocuk istemektedirler. Aile her ne kadar böyle düşünse de çocuk açısından tek olmanın birçok zorluğu vardır. Tek çocuk ailenin her şeyi olmak zorunda kalır. Her zaman odak noktasıdır. Dışarıya karşı aileyi temsil ettiği için, okulda başarılı olup ailenin gurur, mutluluk kaynağı olması beklenir. Ne kadar başarılı olsa da üzerindeki baskı her zaman artarak devam edecektir. Yaptığı iyi şeylerden fazlasıyla övgü alırken hatalı şeylerde ise çok fazla etkilenecektir. Sürekli büyüklerin yanında bulunduğundan sorumluluk alma ve görevinin bilincinde olma gibi özellikleri yüksek olur. Davranışlarındaki ağır başlılığı onu diğer çocuklardan ayırır.  

İlk çocuk
İlk çocuk kardeşi olana kadar tek çocuk olduğu için o döneme kadar tek çocuğun özelliklerini taşır. Fazla ilgi görürler ve ebeveynlerin tecrübesizliklerinden dolayı biraz şımarabilirler. Ancak ikinci çocuğun doğumu onu tahttan indirir. Bundan sonra anne ve babasının sevgisini paylaşmak zorunda olduğu biri daha vardır. Bu onu kıskançlığa sürükler. Çocuklar bir kardeşleri olmasını her ne kadar isteseler de birden fazla çocuğun bulunduğu ailelerde kıskançlık doğal olarak ortaya çıkan bir duygudur. Fakat bu kardeşine zarar verme seviyesine veya kardeşine karşı aşırı koruyuculuğa dönüşmüşse ailenin dikkat etmesi gerekmektedir.
Büyük çocuklar genelde sorumluluk alırlar, güvenilirdir, yönlendiricidir ve bir işi başardıktan sonra takdir edilmeyi isterler.  Gördükleri yanlışlıkları düzeltmeyi severler. Doğal lider özelliklerine sahiptirler.

Ortanca çocuklar
Ortanca çocuklar kendilerini ilk ve en küçük kardeşler arasında kalmış, bir kenara itilmiş olarak hissedebilirler. Bundan dolayı da acziyet duyguları gelişmiştir. Duygularını gizlemeyi yeğlerler. Ortanca kardeşler de yeni bir çocuk doğduğunda ilgi odağının kendilerinden kardeşlerine kaymasını istemezler. Küçük kardeşlerini bu yüzden kıskanırlar. Ayrıca kardeşler içerisinde en 
adaletli ve diplomatik olan ortanca kardeşlerdir.
En küçük çocuk
Küçük çocuklar genellikle ailenin ilgisinin odak noktasıdır. Ve ebeveyne göre hiç büyümeyip çocuk kalırlar. Bu onlardaki benmerkezci düşünceyi artırır ve kardeşlerine göre daha şımarık ve duygusal biri olmalarına sebep olur. Diğer kardeşler tarafından bazen ciddiye alınmazlar ve sürekli bebek muamelesi görebilirler. Bunun yanında küçük çocuklar ailedeki en popüler, cana yakın ve itaatkar kişiler olarak dikkat çekerler.
Amerika’da yapılan bir araştırmada çocukların aile içerisindeki konumları dikkate alınarak özellikleri araştırılmış ve sonuçlar şöyle çıkmıştır.
İlk çocukların doğallık, mükemmeliyetçilik, liderlik ve çalışkanlık özellikleri ön plana çıkarken, ortanca çocuk daha diplomatik, yenilikçi ve duygularını gizleyen bir özellik sergilemiştir. Küçük çocukların ise çekici, bağımsız, dışa dönük ve cana yakın olmalarının yanında daha asi ve şımarık olma ihtimalleri yüksektir. Tek çocuklardaki özellikler ise mükemmeliyetçilik, erken olgunlaşma, sorumluluk alma ve yapacağı işlerde kontrollü hareket etme gibidir.

Çocuk ailenin neşe kaynağıdır. Çocuk bulunan evde bereket olur. Peygamber Efendimizde (s.a.v.) çok evlat sahibi olmayı tavsiye ederek “Çoğalın, çünkü ben ahirette ümmetimin çokluğuyla övünürüm” buyurmuşlardır.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Kitap Okutma Kampanyası

Hava aydınlanmamıştı bile ben yola düştüğümde. Hızlı hızlı yürürken kaldırımdan, karların hışırtısı yankılanıyordu açılmamış dükkânların kepenklerinden. Buz tutmuş karlar üzerinde kaymamak için temkinli bir şekilde ilerliyordum. Otobüs durağı çok uzak değildi aslında evime ancak bu gün biraz gecikmiştim. Otobüsü kaçırmamak için hızlı hızlı yürüyordum. Otobüse bindiğimde saat yediye geliyordu. Boş bulduğum bir yere oturdum. Yorgun hissediyordum kendimi biraz uyumak istedim. 

Sonra yanıma bir amca geldi, yaşı bayağı ilerlemişti. Bana günaydın dedikten sonra çantasından bir kitap çıkardı ve okumaya başladı. Hayret ettim amcaya ve içimden “bu yaşıyla amca kitap okuyor ben ise bir öğretmen olmama rağmen uyumaya çalışıyorum” diye söylendim. Uyumaktan vazgeçtim. Amcayla konuşmak istedim. Bu kitap okuma sevgisi, azmi nereden geliyor, öğrenmek istiyordum. Eğer bunu öğrenirsem okulda öğrencilerime de anlatabilirim diye düşündüm. Sonra amcaya ismini sordum. Bana İsmim Murat evladım dedi. Sonra sohbet etmeye başladık. Afyonlu olduğundan ve İstanbul’a çocuklarını ziyarete geldiğinden bahsetti. Ben sürekli kitap okur musunuz, diye sordum. Murat amca bana 7 yaşından beri okumaya meraklı olduğunu ve evinde mütevazı bir kütüphanesi olduğunu söyledi. Benim ilgim gittikçe artıyordu amcaya. Okuduğunuz kitap neyden bahsediyor efendim? dedim.  Aile ve çocuk eğitiminden bahsettiğini söyledi. Ben gülümseyerek amcacım senden geçmedi mi çocuk ve aile kitabı okumak dedim.  Kitap gelinine aitmiş. Oğlunun çocuklarına karşı yanlış davrandığını düşünüyormuş ona birkaç tavsiye vermek için bu kitabı okuyormuş. Ayrıca yolda okuyacak başka bir şeyi olmadığı için almış Murat amca. Beni de ilgilendiren bir konu olduğu için dikkat kesilmiştim Murat amcanın konuşmasına. Sonra  “ amcacım bana da verebileceğiniz birkaç tavsiye varsa bende dinlemek isterim” dedim. Murat amca “tamam o zaman. Kitapta okuduğum bir hikâyeyi anlatayım sana dedi ve başladı.

Geçmişte köyün birinde yaşayan fakir bir aile varmış. Baba her hafta dağın yamaçlarındaki ormana yakacak ağaç getirmeye gidermiş. Bir gün küçük oğlunu da yanına almış. Ormana vardıklarında çocuğun ayağı bir taşa takılmış ve yere düşerken “baba” diye bağırmış, aradan bir saniye geçince dağlardan bir ses “baba” diye seslenmiş. Çocuk çok şaşırmış. “kim var orada” demiş çocuk. Tekrar “kim var orada” diye ses gelmiş kayalardan. Çocuk çok korkmuş ve babasına sormuş. Baba bu kim. Babası “bu yankıdır evladım. Sen ne söylersen o da sana aynısını söyler” bak şimdi. “Sen çok güzelsin” demiş baba kayalardan da “Sen çok güzelsin” sesi işitilmiş. Sonra baba “sen çok kötüsün” demiş kayalardan yine aynı ses gelmiş.
Murat amca bana dönerek “Bak evladım çocuk yetiştirmek aynı bu yankı gibidir. Sen ona nasıl seslenirsen oda sana ve çevresindeki insanlara aynı seslenir. Sen çevrendekilere kötü davranır, onları küçük görürsen senin evladında aynısını yapacaktır. Bu iki iki dört kadar kesindir.” dedi. 

Bu hikâyeyi daha önce hiç duymadığım için mi yoksa amcanın anlatma şeklinden mi bilmiyorum, benim tüylerim diken diken olmuştu. Etkilemişti beni bu hikâye.  Ve amca devam etti “evladım sende sabahları bu yolu kitap okuyarak geçirirsen çok şey kazanırsın ayrıca çevrendeki insanlar da seni örnek alarak onlarda çok şey kazanacaklardır.”

Okulun durağına yaklaşmıştı otobüs. İnmem gerekiyordu. Murat amcayla bir daha karşılaşır mıyım bilemem ama bana öğrettiği şeyler aklımdan hiç çıkmayacağı kesindi. Murat amcaya bana anlattığı güzel ve manalı hikâye için teşekkür ettim ve burada inmem gerektiğini söyledim. Elinden öptüm ve otobüsten indim. Okula gittiğimde zilin çalmasına 15 dakika vardı. 
Öğretmenler odasının camından dışarı baktım. Minik yavruların okula gelişini izledim biraz. O ışıltıyla dolu gözlerinden anlaşılıyordu okulu sevdikleri.

Sonra aklıma bir fikir geldi. Murat amcanın dediğini zaten yapacaktım yani her sabah kendim kitap okuyup zenginleşecektim. Ancak otobüste benim gibi 1 saatlik yolculuğunu kitap okumaya ayırabilecek 20 kişi daha vardı. Onlara da kitap almak geldi aklıma. Eğlenceli ve bilgi verici kitaplar alıp otobüse koymak çok iyi bir fikirdi. Sonra dersime girdim. Ayrı bir heyecan vardı içimde ders çok zevkli geçmişti. Çocuklarla eğlenerek ders işledik. Sonra akşam oldu. Kitap almak için kitapçıya gittim. 20 tane kitap aldım farklı türden. Otobüse bindim ve kitapları boş bulduğum koltukların önlerindeki eşya koyulan bölüme yerleştirdim. Sonra geçtim ön tarafa açtım bir kitap okumaya başladım. Gencin biri sordu “hocam bu kitapları neden bıraktınız?” otobüsteki yolcuların okuması için bıraktığımı söyleyince bana teşekkür etti.

Aradan birkaç gün geçti. Kitaplardan birkaç tanesi kaybolsa da otobüsteki kitapları herkes okuyordu. Ve yolcular bana teşekkür ediyorlardı. En azından bu küçük otobüse her gün binen 20 yolcuyu kitapla tanıştırmanın mutluluğu vardı içimde. Ben de Murat amcaya her hatırıma geldiğinde dua ediyorum. Allah ondan razı olsun.